SADE BİR VATANDAŞIN DÜŞÜNCELERİ

SADE BİR VATANDAŞIN DÜŞÜNCELERİ
Ben bir din görevlisiyim.
26 sene çalıştım ve emekli olalı da 12 yılı geçti.
Sonrasında da çalışmalarımız devam etti.  Yurt dışı deneyimimiz de oldu.
Uzun yıllar dikkatimizi çeken şey iki kutup haline gelen insanımızın birbirini hoş görmeden, birbirine gıcık olarak yaşayışı idi.
1981 yılında göreve başlamıştım.  O yıllarda insanlarımız birbirini bugünkü kadar ötekileştirmemişti .
O günlerde, insanımız, yeni açılan Kur'an kurslarına evlatlarını can-ı gönülden gönderiyordu.
Tayinim 1982 yılı eylülünde  evlilik dolayısıyla  Mersin'e çıktığında tek Kur'an kursu vardı.
Yatılı Müftü Köprüsü Kur'an Kursu.
İki hocanım çalışıyorduk.
Bir heyecan ,bir canlılık ,bir şevk vardı.
Öğrencilerimizdeki o yıllardaki şevk ve aşkı  maalesef şimdi göremiyoruz.
İlköğretim 8 yıla çıkınca, Kurslar adeta tükenerek kapanma tehlikesi altında kaldı.
Önceden ilkokuldan mezun olan öğrencileri kurslara alırken, 8. Sınıf sonrası öğrenci bulmak zorlaştı.  Bu yıllarda kurslar kapılarını bayanlara açtı .
Bayanlara ders vermek bir çok açıdan  kız öğrencileri okutmaktan zordu.
Ben burada zorluğa esas neden olarak ,bayanların birbirini kapalı ,açık olarak ötekileştirme hareketini tespit etmemizi görüyorum.
Kapalı bayan öğrenciler   ,makyajlı, pantolonlu,ojeli arkadaşlarına hiç de hoş bakmıyorlardı.
Adeta kendileri cenneti tapulamış, garantilemiş gibi davrananlar,
bunun yanısıra kapalı bayanları sempatik bulmayan ,ama Kur’an öğrenmek için kurslara gelen bayanlar tarafımızdan ikaz edilir ,orta yolu bulmaya çalışırdık.

Bizim özellikle tebliğ metodunda hassasiyet göstermemiz neticesinde elhamdülillah öğrencilerimiz birbirine karşı arkadaşca tutumlar sergilediler .
Zaman geldi ve kendi çocukları imam hatipli olmadığıhalde   bir rahmetli siyasimiz "Imam Hatipler bizim arka bahçemiz " dedi ve kıyamet koptu.
İmam Hatipler niye bir partinin arka bahçesi olsun ki ?

Çocuğunu İmam Hatib'e verenlerin hepsi neden aynI partidenmis gibi düşünülsün?
Bu durum çok rahatsız edici ve toplumu gericiydi.
Gün geldi, seçimleri kazanan bu söylemin parti lideri bu sefer de;
"Bugün ülkemizde müslüman sayımı yapıldı" diyerek kuyuya çok gümbürtü  çıkaran bir taş daha attı .
O taş kuyuda halen dururken üzerine taşlar daha çok gümbürtü çıkararak atılmaya devam edildi.
Hele” patates dinli “tabiri ,sahsen bizi çok sinirlendirmişti .
Nasıl da unutuluyordu Allah’ın şu ayetleri :
“İNSANLARI RABBİNİN YOLUNA HİKMETLİ VE GÜZEL SÖZLE DAVET ET.!”
Ülkemizde gündem o kadar hızlı gelişiyor ki ,her daim insanlar oldu bittilerin farkına varana kadar neler olduğunu idrak edemiyor.
Süreçleri tarih sırasına göre değil değindiğim konuya göre yazıyorum .
28 şubat ve tankların yürümesi, balans ayarı....
Bunlar artık kutuplaşmanın bariz hale geldiği ve bir çok acıyı da beraberinde getirdiği ve adeta çıkan yangının üzerine benzin doküldüğü günler.
İki tarafın aynı dinin mensubu, aynı vatanın çocukları olduğunun unutturulmak istendiği  ,lakin gerçeklerin görülemediği acı günler.
Başörtülü okula giremeyen kızlar, Türkiye'de başörtülü okuyamayınca ,yurt dışına kendi elimizle yaptırdığımız beyin göçü...
Sonrasında gün geldi, devran tersine döndü.
Başörtüsu mağdurları artık başörtüsüyle üniversite,   ilkokul,meclis, kamusal alanlara rahat girmeye başladı.
Güç, el değiştirmişti.
Meclise başörtülü milletvekilini girdirmeyen ve mecliste :
-" Çıkarın bu kadını buradan!"diyenlerin borusu ötmüyordu artık .
Lakin ters giden bir şeyler vardı.
Ve bu terslikler bilerek icra ediliyordu.
Toplumu iyice germek ve kutuplastırmak.

*
İlahiyat fakülteleri çoğaldı.
İmam Hatipler alabildiğine arttı .
Adım başı Kur'an Kursları açıldı.
Fakat ,müslüman toplumda olması gereken hoşgörü   ve sevgi uçtu gitti mechullere doğru.
Müslüman -Türk toplumunda olmazsa olmaz olan bariz karakteristik ve elzem davranış biçimleri yok oldu.
Yok edildi.
Aşama aşama gördüğümüz ve içimizin yağının eridiği bu durumlara, kişisel ve içinde bulunduğumuz toplulukla dur dediğimiz ,birşeyler yapmak istediğimizde önümüzdeki engeller ,birer birer aşılmaya çalışılsa da engel olamadık.

*
Feto olayı apayrı bir olay .Burdaki köşenin şu anda
hacmini aşar .
Sonraki yazılar kısmet olursa bu konuya ayrılacak.

Ve nihayet gelinen nokta 31 mart yerel seçimleri.
Sanki bir seçim degildi bu kıran kırana bir savaşın olduğunu ve bunun aynı dine mensup ,aynı vatanı paylaşan  ,aynı bayrağın altında gölgelenenler arasında olduğunu görmek ve buna engel olamamak...
Elindeki mevcut gücü kaptırmamak için her türlü gayr-ı meşru yolu mübah gören ve söylemlerinde dini argümanları ön plana çıkaran bir parti bunu yapmamalıydı diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz.

Hele ki cumhurbaşkanının bu seçimlerde partili bir başkan olarak, herşeye el atması, toplumu daha da gerdi.
Toplum, cumhurun reisinin tüm vatandaslara eşit uzaklık ve yakınlıkta olmasını arzu ediyordu .Ne işi vardı  cumhurun reisinin meydanlarda.
Hele ki millete   çay  atarkenki pozisyonlar ...hiç mi hiç yakışmıyordu.
Değer miydi oy uğruna milletin önüne havadan çay atmak ve milletin bunu nasıl kapıştığını görmek .
Bu, millete bile ağır geliyordu, ama siyasiler oy uğruna neler yapıyordu böyle.
Bu Türk milletinin onurunu incitiyordu
Hele ki üslup...
Atılan nutuklardaki üslup ,milletin birbirine iyice girmesine sebeb oluyordu.
Liderlerin meydanlardaki kavgacı üslubu, evlere ,camilere devletin tüm resmi kurumlarına nasıl girerdi?
Hani camiye ,kışlaya, okula siyaset girmeyecekti.  Girmemesi de elzem değil miydi?
Partili bir müftü,imam. Öğretmen, asker ...
Karşı görüşten de oluşan cemaatine ,camide yaptığı propaganda insanları camiden kaçırmaz mıydı?
Nefret uyandırmaz mıydı?
Partili bir öğretmen ,işi insanları eğitmek iken okulda her görüşten öğrenciyi kucaklaması gerekirken,  gerek bizzat ,gerek sosyal medyadan yaptığı propaganda ile nasıl öğrencilerine adil ve dürüst olabilirdi?
Askerlerimiz de öyle.  Gün geldi asker adaylarının dizleri kontrol edildi,anneleri başörtülü diye askeriyeye ait binalara, kurumlara ,lojmanlara giremedi.
Ben bir sade vatandaşım.
Artık bu durum beni ve bir çok insanı rahatsız ediyor.
Kamu vicdanı sızlıyor.
Şimdi  de seçim sonuçlarını kabullenmeyenler ,gücü elinden kaybetmenin hırs  ve öfkesiyle hareket edenler ...
Yapılan yolsuzluklar ortaya çıkacak diye mi?
Güç ellerinden  gitti diye mi ?
Attan inip eşeğe  binmenin ,eşekten de olmanın  yaya kalmanın acısı mı ?
Bunlar  yüreklere oturmuş halde.
Karşı cenah ise, gücü uzun yıllardan sonra tekrar ele geçirmenin sevincinde ,ama  içlerinde bir korku .
Ya hak ettikleri galibiyet ellerinden gayri meşru yollarla alınırsa...
Evet ,toplumda ipler iyice gerile gerile inceldi, kopma noktasında  ve bu siyasilerin umurunda değil.
N'olacak şimdi.
Serap UYSAL

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İşyerinde Böcek Arama Hizmeti Nasıl Yapılır?

Kaliteli Toptan Market ve Mağaza Çanta Ürünleri

İstanbul Tekne Düğünü Firması