HAKKINI ARAMAK MI?.. SEÇİMLER GEÇTİ FAKAT BİTMEDİ
HAKKINI ARAMAK MI?..
SEÇİMLER GEÇTİ FAKAT BİTMEDİ
31.Mart.2019 seçimleri geçti ama millet için seçimler bir türlü bitmedi siyasiler oyları yeniden saydırmak için itiraz üzerine itiraz yapıyorlar. Geçtiğimiz onca seçimde yaşamadığımız olayları bu seçimlerde yaşadık. Gerçekten siyasiler bu seçimlerde kaybetti, siyasetin çirkin yüzü sebebiyle seçimlere kan ve kin bulaştı.
Seçimlerde hangi partinin adayı olursa olsun kavgacı dil kullanan ve rakiplerine hakaret edenler, kazanmış olsalar bile seçimleri ancak kıl payı kazanabildiler(!) Gerçekten kazandılar mı? İki oy, beş oy fazla aldı diye o birkaç oy fazlası ile koltuğa oturan adaylar kazandı mı? Evet, skor olarak belki göğüs farkı ile çizgiyi geçmiş olabilirler ama bir o kadar insanda, bir o kadar seçmende karşı partinin adayına, kazanma ihtimali verilmeyen partilerin adayına oy verdi.
Ülkenin birçok yerinde seçimler nerede ise kafa kafaya, burun farkıyla seçimleri kazananlar şölenler düzenlerken; kazanamayanların iktidar tarafındakiler seçimleri kaybettikleri yerlerde neticeye razı olmamaları, yenilgiyi, kaybetmeyi kabule hazır olmadıklarını gösteriyor.
MAHKEME KADIYA…
Gerçek şu ki; siz ne kadar makam ve mevkileri kendi malınız sayarsanız sayınız, her ne kadar vatandaşın tercihlerini değiştirmesini kabule yanaşmazsanız, yanaşmayın ecelin insanlara geldiği gibi bir gün bırakmak istemediğiniz koltuklarınızdan kalkacaksınız ister rıza ile ister rızasız.
Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren, uzun süre tek partili hayatla devam eden ve ara dönemlerde çok partili hayatı deneyen; fakat bir türlü çok partili hayatı hazmedemeyen CHP ve onun o günkü sahipleri kurulan veya kurdurulan partileri çok kısa süreler içinde kapattılar. Zamanla halkın isteklerinin karşısında durama imkânını kaybedince de çaresiz çok partili sisteme geçmek zorunda kaldılar. Lakin çok partili sisteme geçilmesine rağmen kaybetmeyi göze alamadıkları için 1946 seçimlerinde uygulanan açık oy gizli tasnifle bile vatandaşın gözünü korkutamadıklarını görmüşlerdir.
Türlü seçim hileleri ve baskıya rağmen 1950 seçimlerinde ise seçmen kendi yaptıkları seçim sistemi ile arada çok fazla bir oy farkı olmamasına rağmen kahir bir ekseriyetle, milletvekili çoğunluğu ile Demokrat Partiyi iktidara getirmiştir. Yani korkunun ecele faydası olmamış koltuk vatandaşın istediğine teslim edilmiştir. Devletin bütün kurum ve katmanlarında hâkim olan CHP seçimi kaybettiği tarihten on sene gibi bir zaman sonra iktidarı zorla, ihtilalle elde etmesine rağmen ilk seçimlerde yine kaybetmiştir. Yani “Mahkeme kadıya mülk olmamıştır.”
DOĞRU VEYA YANLIŞ MİLLET NE DERSE O!
Demokrasilerde hukukun gerçek anlamda hayata geçmesi için insanlar seçmenin tercihine saygı duymalıdır. İyice bilinmesi gereken ise seçmenin tercihinin aksine ne yaparsanız yapınız başarılı olma ihtimaliniz yoktur. Bu nedenle iktidarın kulağını çeken seçmen; azınlık hükümetleri ve koalisyonlar hariç CHP’ye 1961 den bu yana nerede ise kendi başına hiç iktidar vermemiştir.
Vatandaşla, milletle çatışmak ve inatlaşmak kimseye yaramaz. Yaramayacağını da tarihi kayıtlar bize gösterir. Belki eski İnönü hayranlarının ve fanatik CHP’lilerin kelaynak kuşları gibi kalması gibi yarın Erdoğan ve diğer lider hayranlarının da kalacağını kimse garanti edemez. Tarihler olayları sayfalarına yazıp geçeceklerdir o kadar. Tarihin yargılamasının önüne geçmek için mesele vatandaşın tercihine razı olmaktır. Vatandaşa saygı göstermek ve tercihlerine razı olmaktır.
SEÇERSEN/SEÇİLİRSEN SEN DÜŞÜN(!)
Meydanlarda veya medyada yeni seçilenlere; “Sen seçilebilirsin ama ben çalıştırmam, bütçe yaptırmam.” Demek, dolayısı ile seçilene; “Hizmeti vatandaşa götürmene izin vermem.” anlamına gelmiyor mu? Veya böyle ifadeler kullanmak ne kadar doğru? Vatandaşa şu denmiş olmuyor mu? ” Ey vatandaş sen Benim yerime başkasını mı tercih ettin, öyle ise bende sana hizmet getirilmesine izin vermem, ya beni seçersin veya hizmetten mahrum kalırsın.” Böyle bir mantık olabilir mi?
HUKUK DEVLETİ İSE…(!)
Eğer ülkede çok partili demokratik sistem varsa ve ülke hukuk devleti ise millet istediği siyasi partiden ve istediği devlet adamından hizmet almakta serbesttir. Bu da seçimle olur. Vatandaş kimi seçerse hizmet etmek onun görevidir. İktidar olmak üstelik hak değil görevdir. Siyaset adamı hâkim değil hadimdir. Bunu böyle bilmesi ve böyle idrak etmesi gerekir. Devlet adamı millete hizmet için ve yetişmiş hizmete hazır insan demektir. Öyle de olmalıdır.
Ne yazık ki bizim devlet adamlarımız, devlet idaresine aday olan insanlarımız görevleri koltukları görev yeri değil hâkim olma yeri, hükmetme yeri, hizmet makamı değil insanları hâkimiyet makamı olarak görüyorlar. Görevin ateşten gömlek olmasını değil, taltif edilme makamı olarak görüyorlar ve Bunun hak olduğu kanaati ile hareket ediyorlar.
Bütün bu anlayış ve inançtan dolayı seçimlerin neticesinde yaşadığımız meydana gelen; idrak ve kavrama olayların temelinde hakkını aramak değil, halkın tercihine ve razı olduğuna razı olmamak olarak tecelli ediyor.
Mustafa Göktekin
Yorumlar
Yorum Gönder