YUMURTACI ÇOCUK KARAMANLI GENÇ

YUMURTACI ÇOCUK KARAMANLI GENÇ

Mart’ın son haftasında Karaman şehir merkezindeki kavgada bir kişi hayatını kaybetti. Olayın başlangıcı, pek çok örneğine rastladığımız vaka-yı adiye/sıradan bir olaydan başka birşey değil. Olayın rengini değiştiren, olayın seyri esnasında çevrenin yaklaşımı ya da olayı sadece seyretmeleri. Olay, Karaman’da bir Anadolu Lisesinin önünde vuku buluyor. Okul önüne gelen 18 yaşlarındaki gence iki genç saldırıda bulunuyor ve çıkan kavgada tek olan genç bıçakla yaralanıyor, sonra da hayatını kaybediyor. Olayın cereyanı esnasında orada bulunan öğrenci oldukları anlaşılan gençler, olayı seyrediyorlar. Görüntülerde, oradan geçmekte olan bir başka gencin de -olaydan zarar görmemek için olacak koşarak- uzaklaştığı yer alıyor.
Bu “basit” olayın iki yönü vardır. Bunlardan biri, bu tip olayların olabileceğidir. Nitekim bu tip pek çok olay olmaktadır ve bunlar sıradan olaylar olarak çoğu zaman gazetelerin üçüncü sayfalarında yer almaktadır. Yani, çeşitli anlaşmazlıklar sonucu kavga çıkması olabilmektedir. Tabiidir ki; olmaması arzu edilendir.
Olayın ikinci yönü ise, hiç te masumane değildir. Gözlerinin önünde kavgaya tutuşan gençleri gören başka “genç”ler, olayı sadece seyretmektedirler. Ne kadar garip ve “utanılacak” bir durum. Anadolu’nun ortasındaki bir Anadolu kentinde oluyor bu olay, metropollerde değil. Anadolu bu hale geldiyse, başka söz söylemeye gerek var mı?
İşin can alıcı noktası nedir, bilir misiniz? İ’la-yı kelimetullah için, nizam-ı alem için yollara revan olan bir milletin çocukları şimdi –uzun soluklu sinsi bir gayretin sonucu- seyirci haline getirildi. Evet, sadece seyirci. En basitinden en cesametlisine kadar bütün olayların seyircisi haline getirildi. Bu, başımıza gelebilecek felaketlerin, belki de en büyüğüdür. Bu, bir sonuçtur ve bunun dahi sonuçları vardır, olmaktadır, olacaktır. Yukarıda anlatılan olay, bununla ilgilidir.
Bunun sebeplerini anlatmak, uzun olur. Ama imani gerçeklerden uzaklaşmak, iman derinliğinde zaafa uğramak; etkendir. Misyonsuzluğun misyonlaştırılması, etkendir. Tepkisizliğe alıştırılmamız, etkendir. Ne yazık ki; seyirci bir topluluk, seyirci bir toplum haline getirildik. Beğendiğimiz birileri varsa, onun yanlışlarını asla görmüyoruz; sadece seyrediyoruz. Bu, dikene katlanmakla ilgili bir durum asla değildir.
Libya’da Libya’yı talan eden koalisyon güçlerine bizim verdiğimiz paralarla lojistik destek verilirken sadece seyrettik.
Büyük Ortadoğu Projesi Irak’da, Suriye’de, bölgede bir kaneviçe gibi adım adım bizim eşbaşkanlığımızda işlenirken sadece seyrettik. Kudüs ve Golan Tepeleri gündeme gelince müraice sesimizi çıkarıyoruz. Oysa Kudüs ve Golan Tepeleri; sonuçtur.
Israrlı bir şekilde eşbaşkanlık dürtüsüyle “Kürdistan”ın yeri işaretlenirken ve sağır sultana varıncaya dek deklare edilirken dahi yapılan, sadece seyretmektir.
Türk Milli Eğitimi dibe vururken seyrediyoruz.
Türk ekonomisi kepenk kapatırken seyrediyoruz.
Ucube bir tiyatro; seçim, demokrasi maskesiyle sahneleniyorken seyrediyoruz.
“Milletim uyan” canhıraş haykırışının haklılığını ve asaletini bilip durdukları halde, İbrahim’in dostu karıncaya dendiği gibi, “Bu halinle mi?” diyenleri seyrediyoruz.
İslami hassasiyetin ibresinin derinlik kaybettiği süreçte umre turlarının artış trendine girmesini seyrediyoruz...
Ama...
Ama bizde bütün bunlar olup dururken dünyanın herhangi bir yerinde, ilahi lütfun bir sonucu olan vicdan ve insan onurunun sesine kulak veren insanlar da yok değil. Onlardan biri, Avusturalya’da kendini gösterdi. Yeni Zelanda’daki meş’um olayın suçunu, masumlara yıkmaya çalışan senatörün küstahça gevezelenmeleri, olayı izleyen gencin sabrını taşırmaya yetti. Tepkisini, senatörün kafasına yumurtayı bocalamasıyla gösterdi. Haksızlık karşısında susmayıp sonucunu göze alarak bir senatöre yumurta fırlatabiliyor. Bu olay, iyidir veya kötüdür demiyoruz. Buradaki tepkiye dikkat çekiyoruz.
Seyirci olmak ya da tepki göstermek. Emin olun, bütün mesele bu. Ya koyun olup güdülmek, ya da onurlu bir hayat için tepkisini ortaya koymak. Ya şeytan, dilsiz şeytan ya da insan, onurlu hazreti insan olmak.
Ya seyirci olacaksın, ya da “Milletim uyan” diyenlere; “Ben uyandım; ne yapabilirim?” diyeceksin. Bunu diyemiyorsan, içindeki benlik kurdu, direksiyon hakimiyetini çoktan ele geçirmiştir. Sen sadece bahane uydurur ve kendini avutursun.
Ne mi yapacaksın? Hiçbir şey yapamasan, su taşırsın. Zaten asıl mesele su taşımak. Allah’a andederim ki; yangını söndürecek olan, ateşin ve suyun sahibi olan kudrettir. Önemli olan karşı bakışlara aldırmadan su taşıma cehdinde bulunmak, su taşımaktır.
Makamına, servetine, konumuna, cesametine aldırış etmeden su taşımak. Avusturalyalı gencin yaptığı, kendince budur. Karamanlı, Türkiyeli, flanca yerli gencin yaptığı ise seyretmek.
Necip Fazıl; “Görecek seyredenler yürüyeni/ Gelecek ölmez, pörsümez yeni” diye boşuna dememiş.
“Ey iman edenler! Sabredin,
sabır yarışında düşmanlarınızı geçin,
cihad için organize olun
ve Allaha karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa erip başarıya eresiniz.” (Al-i İmran 3/200)

Muharrem YAKIN

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İşyerinde Böcek Arama Hizmeti Nasıl Yapılır?

Kaliteli Toptan Market ve Mağaza Çanta Ürünleri

İstanbul Tekne Düğünü Firması